.quickedit {display:none;} .quickedit {display:none;}

Twitter

25 Aralık 2014 Perşembe

Kurtuluş Savaşı Sırasında Çıkan İç İsyanlar.


Milli Mücadele Döneminde Meydana Gelen İç İsyanlar.

     
    (İsyan, İç Savaş, İrtica, Bölücülük, İhanet, Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe.)

Özet:

Osmanlı İmparatorluğu, dört yıl süren savaşın ardından 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Savaş sona ermesine rağmen İtilaf Devletleri mütareke maddelerine dayanarak bazı bölgeleri işgal etmeye devam ettiler. Buna karşı, başta İstanbul’da olmak üzere, ülkenin her yerinde çeşitli kurtuluş çareleri düşünen insanlar bir araya gelerek örgütler kurmaya başladılar. Bu örgütler Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında toplanan bir grup insan tarafından bir araya getirilerek Milli Mücadele süreci başlatıldı.
Bu gelişmenin yanında, gerek Milli Mücadele’ye karşı olan iç güçler, gerekse İtilaf Devletleri’nin de desteğiyle ayrılıkçı amaçlar güden etnik ve dini gruplar da kendi maksatlarına uygun olarak örgütler kurdular. Bu örgütlerin birçoğu İtilaf Devletleri tarafından desteklendi.
Milli Mücadele taraftarları Anadolu’da örgütlenerek, işgallere karşı koymayan merkezi yönetime ve işgalcilere karşı çıkınca bu güç mücadelesinde Milli Mücadele’ye karşı olanlar tarafından ülkenin değişik bölgelerinde isyanlar çıkarıldı. Bu isyanlara, çoğu İtilaf Devletleri tarafından desteklenen bölücü ve ayrılıkçı çevreler de katılınca iç isyanlar Milli Mücadele için hayati tehlikeler yaratan bir konu haline geldi.
Bu sebeple, isyanların bastırılması için cephelerden de birlik çekilerek gerekli tedbirler alındı ve isyanlar süratle bastırılmaya çalışıldı. Mücadele ilerledikçe, bu isyanlara, başlangıçta Milli Mücadele içinde yer almış bazı unsurlar da katıldı.
Cephelerdeki en kritik zamanlarda da devam eden bu isyanlar kararlılıkla üzerlerine gidilerek bastırıldı. Fakat bu isyanlara harcanan gayret Milli Mücadele güçlerini zayıflatarak mücadelenin uzamasına sebep oldu.
Bu uzama ülkede can ve mal kayıplarının artmasına sebep olmakla birlikte mücadelenin başarıya ulaşmasını engelleyemedi. Sonuçta işgalci güçlere karşı başarılar kazanılmasına paralel olarak bu isyanlar da sona erdi.

Anahtar Sözcükler: İsyan, Milli Mücadele, Kalkışma.

Giriş:

Osmanlı İmparatorluğu, 1914 yılında girdiği I. Dünya Savaşı’nda dört yıl boyunca, birçok cephede savaştıktan sonra, topraklarının çoğunu kaybedip artık savaşı yürütemeyeceğini anlayınca 30 Ekim 1918 tarihinde, Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaştan çekildi.
İtilaf Devletleri, savaş sona ermesine rağmen Mütareke’nin bazı maddelerine dayanarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmak maksadıyla çeşitli bölgeleri işgal etmeye devam ettiler. Bunu yaparken ülkedeki etnik ve dini grupları da kendi amaçları doğrultusunda kullanmak maksadıyla harekete geçirdiler.
Bu işgaller ve bölücü hareketlenmelerin yanında, devleti kurtarmak için de, başta EHUR (Erkânı Harbiye Umumiye Riyaseti)  olmak üzere çeşitli çevrelerce bazı girişimler başlatıldı. Bu girişimler, ilerleyen zaman içinde, Mustafa Kemal Paşa etrafında oluşan bir grup insan tarafından şekillendirilen teşkilatlanmanın sonucu olarak tek merkezden idare edilmeye başlandı ve böylece Milli Mücadele denilen tarihi süreç ortaya çıktı.
Milli Mücadele’yi yürüten kadrolar; başta işgalci devletler olmak üzere, İstanbul hükümeti ve ülkedeki karışıklıktan faydalanmak isteyen merkezkaç kuvvetlere karşı mücadele etmeye başladılar. Bu da kaçınılmaz olarak gerek konvansiyonel harp, gerek gayri nizami harp şeklinde uygulanan mücadeleleri beraberinde getirdi. Bu mücadeleler esnasında, kendisi de resmi İstanbul Hükümeti’ne karşı bir isyan şeklinde ortaya çıkan Milli Mücadele yönetimine karşı çeşitli bölgelerde birçok isyan hareketi ortaya çıktı.
Bu isyanlar incelendiğinde; bunların altyapısını sağlayan siyasi örgütlenmeler diyebileceğimiz bazı dernek ve cemiyetlerin, Mondros Mütarekesinden hemen sonra, işgaller ve Paris Barış Konferansı ile koşut bir şekilde kurulduğu veya daha önce kurulanların etkinliklerini bu dönemde artırdıkları görülmektedir. Daha sonra, çoğunu bu örgütlerin körüklediği isyanlar Anadolu’da Milli Mücadele’nin ortaya çıkması ve gelişmesi ile paralel olarak ortaya çıkmaya başladı.
Başlangıçta Milli Mücadele’nin ortaya çıkmasını engellemek için başlatılan isyanlar, daha sonra bu mücadelenin etkinlik kazanmasına ve nihayet başarılı olmasına paralel olarak gelişti ve çeşitlendi. Milli Mücadele iyice kökleşip artık ortadan kaldırılamayacağı anlaşılınca da isyanlar zayıflamaya başladı ve işgal kuvvetlerine karşı başarılar kazanıldıkça giderek ivme kaybederek sona erdi.
Doğal olarak bu isyanlar, Anadolu’da kurulan yeni otoriteye karşı olan; işgal devletleri, İstanbul hükümetleri ve bazı etnik/dini unsurlarca desteklendi veya bazıları bizzat bu güçler tarafından çıkarıldı.
Bu durum, zaten çok kısıtlı askeri ve ekonomik kaynaklarla işgal güçlerine karşı savaşan Milli Mücadele yönetimini çok zor durumda bıraktı. İsyanlar sebebiyle milli güçler, kendi aralarında meydana gelen sürtünme sebebiyle aşındıklarından dış güçlere karşı ortaya sürülen kuvvetler hızla gelişip güçlenemedi ve böylece Milli Mücadele süresince iç isyanlar meselesi hayati bir konu haline geldi.
Bu kapsamda yaptığımız araştırmada Milli Mücadele sırasında ortaya çıkan isyanlar çıkış sırasına göre kronolojik olarak ortaya konulacak, müteakiben bu isyanlar; çıktıkları bölgeler ve çıktıkları zaman da dikkate alınarak değerlendirilecektir.

1.    Mondros Mütarekesi’nin İmzalanması.
          Osmanlı Orduları, 1918 yılı Eylül ayı sonlarına doğru, Filistin Cephesi’nde de tutunamayarak Suriye kuzeyine ve Anadolu’ya doğru geri çekilmeye başladı. 15 Eylül 1918 tarihinde Makedonya Cephesi’ni yaran İtilaf Devletleri orduları ise, doğrudan doğruya Osmanlı başkenti için yakın tehlike oluşturuyordu.[1] Bu gelişmelerin yanında Bulgaristan’ın Mütareke imzalaması ve Almanya’nın da Avrupa’da yenilmesi üzerine Osmanlı İmparatorluğu savaşı yürütemeyecek duruma geldi.
          Wilson Prensiplerinden yararlanmak maksadıyla ABD’ye başvurarak mütareke talebinde bulunan İTC Hükümeti bundan bir sonuç alamayınca istifa ederek yönetimden çekildi. Bunun sonucunda yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ahmet İzzet Paşa, mütareke için İngilizlerle görüşmeleri başlattı ve 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı.[2]
      Mütareke maddeleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm askeri yeteneklerini ortadan kaldırarak onu bir daha savaşamaz ve daha sonra yapılacak müdahalelere direnemez bir hale getiriyordu. İtilaf Devletleri’nin daha sonra ne yapmayı planladıklarının işaretleri ise Mütareke’nin 7. ve 24. maddelerinden anlaşılabiliyordu. 7. Madde’ye göre; İtilaf Devletleri, güvenliği tehdit edebileceğini düşündükleri herhangi bir stratejik bölgeyi işgal edebilecekler ve 24. Madde’ye göre de; ‘’Altı Vilayet’te’’ (Vilayeti Sitte)[3] kargaşalık çıkması halinde bu vilayetlerin herhangi bir bölümünü işgal edebileceklerdi.[4]

2.    Mütareke ’den sonra meydana gelen gelişmeler.
          İtilaf Devletleri, daha Mütareke’nin yürürlüğe girdiği 31 Ekim tarihinin ertesi günü, Mütareke şartlarını ihlal etmeye ve kendi istedikleri gibi yorumlayarak bazı bölgeleri işgal etmeye başladılar. İngilizler, 8 Kasım günü, Musul’u işgal ettiler. 9 Kasım günü de Çanakkale Boğazı’nın her iki tarafına asker çıkardılar.[5]
          Fransızlar ise; 10 Kasım günü İskenderun’a asker çıkardılar ve 14 Kasım günü daha büyük kuvvetler getirerek şehri tamamen işgal ettiler.[6]
          İtilaf Devletleri donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçerek, 13 Kasım 1918’de İstanbul Boğazı’na demir attı.[7] İtilaf Devletleri, yönetime doğrudan müdahale edebilmek için daha sonra İstanbul’da bir askeri idare kurdular.[8]
          Bundan sonra İngiliz ve Fransızlar hızla; Antakya, Adana[9] ve Mersin bölgesini işgal etmeye başladılar.[10] Fransızlar kuzeye ilerleyerek Pozantı bölgesini ele geçirirken İngilizler ise; 1 Ocak günü Antep’i,[11] 3 Ocak günü Carablus’u,[12] 22 Şubat günü Maraş’ı ve 24 Mart günü Urfa’yı işgal ettiler.[13]
          Bunun ardından İngiliz ve Fransız birlikleri Karadeniz bölgesindeki limanları ve stratejik bölgeleri işgal ettiler. İngilizler, 17 Aralık tarihinde Batum’a asker çıkararak bir kısmını Tiflis’e gönderdiler.[14] Fransızlar; 8 Mart günü Zonguldak’ı, İngilizler ise;  9 Mart günü Samsun’u ve 30 Mart günü de Merzifon’u işgal ettiler.
          İtilaf Devletleri işgallerin ardından demiryolu istasyonlarını kontrol altına almaya hız verdiler. 7 Ocak günü Konya istasyonu İtalyanlarca işgal edildi.[15] 14 Ocak 1919 günü bir Yunan birliği Trakya’da Hadımköy’den Kuleliburgaz’a kadar bütün demiryolu istasyonlarını işgal etti. İngilizler ise, 15 Ocak 1919 günü; Haydarpaşa Demiryolu İstasyonu’na ve 22 Ocak 1919 günü; Konya İstasyonu’na askeri birlik yerleştirdiler.[16] 1 Şubat günü; İngiliz ve Fransız müfrezeleri; Turgutlu ve Aydın istasyonlarını kontrol altına aldılar. Fransızlar 16 Şubat günü Afyon istasyonunu işgal ettiler.
          İzmir’in Yunanlılara verileceğini anlayan İtalyanlar onlardan önce davranarak 28 Mart günü Antalya’ya asker çıkardılar.[17] 500 kişilik bir İtalyan birliği 26 Nisan’da Konya’ya yerleştirdiler ve Güneybatı Anadolu bölgesini işgal etmeye başladılar.[18]
          13 Mayıs günü, İtilaf Devletleri gemileri İzmir limanına geldi. 14 Mayıs günü, İzmir civarındaki Foça, Karaburun, Urla ve Yenikale istihkâmları İngiliz, Fransız ve Yunan birliklerince işgal edildi. Yunanlılar, 15 Mayıs günü, İzmir’e asker çıkardılar.
          Bunlardan başka, İngilizler ve Fransızlar Erzurum, Ankara, Konya vb. yerlerdeki askeri birliklere, mütareke hükümleri gereğince silah ve mühimmatın toplama işlemlerini denetlemek için, irtibat subayları gönderdiler. Afyon ve Eskişehir gibi önemli ulaşım yollarının kesişim noktalarına bir miktar askeri birlik konuşlandırdılar.
          Bu irtibat subayları ve birlikler, bulundukları bölgelerde demografik araştırmalar da dâhil ülkenin tüm hassasiyetlerini inceleyerek daha sonra çıkacak isyanların bazılarının tohumlarını atmaya başladılar.
          İşgal bölgelerine dikkatle göz atıldığında, isyanların çıktığı bölgelerin işgal edilen bölgelerle çok yakın ilişki içinde olduğu görülmektedir. İsyan bölgelerinin, işgal edilen bölgelerle Milli Mücadeleyi yürüten unsurların kontrolü altında olan bölge arasında bulunan stratejik bölgelerde ortaya çıktığı dikkate alındığında isyanlarla işgalci güçlerin ve onların işbirlikçilerinin ilgisi daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

3.   İşgaller karşısında gösterilen tepkiler.
          İşgallerin yayılması ve ortaya çıkan gelişmelerden sonra, devletin varlığının ve ülkenin bütünlüğünün yavaş yavaş ortadan kaldırılmaya çalışıldığının anlaşılmaya başlaması üzerine gerek işgal edilen bölgelerle bu bölgelere komşu bölgelerde, gerekse devlet merkezinde bu duruma bir çare bulmak maksadıyla çeşitli girişimler ortaya çıkmaya başladı.
          Elviye-i Selase’de yaşayan Müslümanlar, Osmanlı İmparatorluğu içinde kalmaları mümkün görünmediği için, Wilson Prensipleri esas alınarak her şehirde şuralar düzenlenmeye başlandılar. Bu kapsamda 5 Kasım günü, Kars Milli İslam Şurası kuruldu.[19] 14 Kasım günü, Kars Milli İslam Şurası 1. Kongresini yaparak ‘’Milli İslam Şurası Merkezi Umumisi’’ adıyla bir hükumet kurdular.[20]  30 Kasım günü de 2. Kars Kongresi yapıldı.[21]
          Batı Anadolu’da; 6 Kasım günü, İzmir ve civarının işgali ihtimaline karşı, Wilson Prensipleri çerçevesinde Türklerin haklarını korumak maksadıyla, gayri resmi olarak İzmir Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kuruldu.
          Zaman geçtikçe hızla yeni örgütlenmeler ortaya çıkmaya başladı.  Bu kapsamda 1 Aralık günü İzmir Müdafaayı Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti, 2 Aralık günü (Edirne’de) Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi ve 4 Aralık günü (İstanbul’da) Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetleri kuruldu.
          Bu cemiyetlerden Trakya ve Paşaeli Cemiyeti de Elviye-i Selase’de olduğu gibi çareyi gerekirse Osmanlı’dan ayrı yeni bir devlet kurmakta görüyordu. Bu Cemiyet mensupları, eğer Osmanlı Devleti içinde kalmak mümkün olmazsa Batı Trakya ile Doğu Trakya’yı birleştirerek yeni bir Türk devleti kurmayı düşünüyorlardı.
          Güney Anadolu bölgesinde, Aralık 1918’de Adana’da kurulan gizli teşkilat 21 Aralık 1918 tarihinde İstanbul’da kurulan Kilikyalılar Cemiyeti isimli yeni bir yapılanma ile devam etti. Bu cemiyet daha sonraları; Kilikyalılar Derneği, Adana veya Kilikya Müdafaayı Hukuk Cemiyeti isimleri ile de anıldı.[22]
          Bu mahalli örgütlenmelerin yanında Osmanlı İmparatorluğu’nu bir bütün halinde korumak çarelerini arayanlar da vardı. Bunlar da; silahlı bir direniş ile ülkenin kurtarılmasını düşünenler ve bunun mümkün olmadığını, güçlü bir devletin manda veya himayesine girilerek ülke bütünlüğünün korunabileceğini düşünenler olarak ikiye ayrılıyordu.[23]
          Manda isteyenlerden ABD taraftarları 4 Aralık günü Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurdular.[24] Ardından İngiliz mandası isteyenler de İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni kurdular.[25]
          Bu derneklerin yanında genellikle İstanbul merkezli olarak birçok siyasi parti de ortaya çıkmaya başladı. 22 Ocak günü, Milli Mücadele döneminde çok olumsuz bir rol üstlenen Hürriyet ve İtilaf Fırkası siyasi hayata geri döndüğünü kamuoyuna duyurdu.[26]
          Ortaya çıkan askeri ve siyasi gelişmelerin ardından bölgesel örgütlenmeler daha da hızlandı. 12 Şubat günü Trabzon’da; Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti ve 19 Şubat Günü Samsun’da; Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 3 Mart günü de Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi kuruldu.
          19 Şubat günü İstanbul’da; Teali-i İslam ve Kürt Teali Cemiyetleri gibi isyan hareketlerini destekleyerek Milli Mücadele’ye büyük zarar verecek olan cemiyetler ortaya çıkmaya başladı.
          İzmir’in Yunanlılarca işgal edileceği haberleri karşısında, 17 Mart günü, İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Büyük Reddi İlhak Kongresi’ni düzenledi ve 17 Mart günü Edremit’te de Reddi İlhak Cemiyeti kuruldu.[27]
          Bu sırada gayri Müslimler de örgütlenerek Osmanlı’dan ayrılma peşine düşmüşlerdi. Padişah ve hükümet, bunları Osmanlıcılık kapsamında devlete bağlayabileceklerini düşünüyorlardı. Bu maksatla ülkenin çeşitli bölgelerine, nasihat heyetleri göndermeye karar verdiler. İlk nasihat heyeti 20 Mart 1919’da Şile ve civarında eşkıyalık yapan Rumları yola getirmek için gönderildi fakat bundan olumlu bir sonuç alınamadı.[28]
          Bu dernekler ve siyasi partiler bundan sonra ortaya çıkacak olan isyanlarda önemli etkiler yapmıştır. Bunlardan Milli Mücadele’ye karşı olan dernek ve siyasi partiler bazı isyanların çıkarılmasında veya desteklenmesinde önemli roller oynarken Milli Mücadele’yi destekleyen dernek ve cemiyetler ise isyanların bastırılmasında katkıda bulunmuşlardır.

4.    İlk isyan girişimlerinin ortaya çıkması (Ali Batı ayaklanması).
          İngilizler, Mütareke’nin ardından ordularını terhis etmeye başlamışlar ve Türkiye’ye fazla bir birlik tahsis edemiyorlardı. Bu sebeple Güney Anadolu’da işgal ettikleri yerlerde Ermenileri ve bazı Arap aşiretlerini kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştılar. İşgal ettikleri bölgelerdeki Türkmen ve Kürt aşiretlerine de propaganda yaptılar fakat bunda pek te başarılı olamadılar. Bunun üzerine bölgede Kürtleri hedef alarak, bölgede bir Kürdistan Devleti kurulacağına dair yoğun bir propagandaya başladılar. Bunun sonucu olarak bazı aşiret reislerini kazanmayı başardılar.[29]
          Bunlardan biri olan Ali Batı, 11 Nisan günü, Mardin bölgesinde bir ayaklanma başlat. 13. Kolordu’ya bağlı birlikler isyan bölgesine sevk edildi. 18 Mayıs 1919’da Ali Batı çatışmalarda öldürülünce isyan kısa sürede sona erdi.[30]
5.  Kuvayı Milliye’nin ortaya çıkışı.
     15 Mayıs günü İzmir’e çıkan Yunan birlikleri, şehirdeki bazı Rumların da katılımıyla Müslüman halka karşı büyük bir katliama giriştiler. Askeri kışlaları basarak bazı subayları öldürdüler, bazılarını yaraladılar ve kalanları da tutuklalar.[31]
     Harbiye Nazırı Turgut Şevket Paşa, İzmir ve çevresindeki tehlikeye çare bulmak için Cevat (Çobanlı) Paşa ile birlikte hızla bazı adımlar atmaya başla. İzmir’deki 17. Kolordu Karargâhı işgal sonucu ortadan kalkınca bu kolorduya bağlı birlikler başsız kalmış ve ne yapacağını bilemez durumdaydılar.[32] Bunun üzerine Albay Bekir Sami  (Günsav) Bey, 20 Mayıs 1919 tarihinde, vekâleten 17. Kolordu Komutanlığı’na ve asaleten de 56. Tümen Komutanlığı’na tayin edildi.[33]
     Bu sırada işgal, hızla genişleyerek 18 Mayıs tarihine kadar; Urla, Sivrihisar, Eşme, Seydiköy, Menemen ve Foça hattına ulaşmıştı.[34]
     Bekir Sami  (Günsav) Bey, henüz bir karargâh dahi oluşturmadan aceleyle yola çıktı. Harbiye Nazırı tarafından kendisine verilen sözlü emre göre görevi; Manisa’ya giderek İzmir’den çıkarılan askerleri toplamak ve savunma için uygun bölgelere yerleştirmekti.[35]
      Daha sonra Albay Kazım (Özalp) Bey’de Bandırma’da bulunan 61. Tümen Komutanlığına atandı.[36] Bu iki albay ve Aydın’da bulunan 57. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker), Ayvalık’tan başlayarak, Soma, Akhisar, Alaşehir, Ödemiş ve Aydın hattında[37], mevcut askeri birlikleri ve halktan katılan gönüllüleri Yunan birlikleri karşısına bir cephe oluşturacak şekilde yerleştirmeye başladılar. Bazı efeler de direnişe iştirak etmeye başlayınca[38] Yunanlıların İzmir’e çıkmasından bir ay kadar sonra tüm temas hattı boyunca, milli kuvvetlerden oluşan bir cephe kurulmuş oldu.
      Direnişe ilk katılanların önemli bir kısmı Efeler ve silahlı kanun kaçaklarından oluşuyordu. Direnişi oluşturmaya çalışan askeri kişiler açısından da elde çok az askeri birlik olduğundan bunların kazanılması oldukça önemliydi. Fakat bu şahıslar, Milli Mücadele’nin ilerleyen safhalarında, kendileri de bir sorun haline gelmeye başlayacaklar ve isyan çıkaracaklardır.

6.   Milli Mücade’lenin örgütlenme çalışmaları.
     Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktığında, başta Erkanı Harbiye Reisi Cevat (Çobanlı) Paşa olmak üzere tüm askeri birliklerin komutanları ile temas kurarak ortak hareket etme konusunda onlarla fikir birliğine vardı. Müteakiben yukarıda bahsettiğimiz derneklerden Milli Mücadele’ye taraftar olanlarla irtibat kurarak onları mücadeleyi tüm ülkeyi kapsayacak şekilde bir bütün olarak yürütmek konusunda yönlendirmeye başladı.
    25 Mayıs günü Havza’da, valiler, bağımsız mutasarrıflar ve askeri birliklere çektiği telgraflarla İzmir’in işgalinin her yerde protesto edilmesini bildirdi. Bu örgütleme çalışmalardan sonra, 12 Haziran günü, İngilizlerden biraz daha uzaklaşarak nispeten daha emniyetli gördüğü Amasya’ya gitti.
    21/22 Haziran 1919 gecesi Amasya’da Refet (Bele) Bey, Rauf (Orbay) Bey ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’nın da katıldığı toplantı sonucunda taslak bir bildiri hazırlandı.[39] Bu metin, 2. Ordu Müfettişi Cemal (Mersinli) Paşa’ya ve 15. Kolordu Komutanı Kazım (Karabekir) Paşaya telgrafla gönderilip görüşleri alınarak mutabık kalın.[40] Bundan sonra Amasya Tamimi (Bildirisi) diye anılacak olan bu metin yayımlanarak kamuoyuna duyuruldu.
    Amasya Bildirisi ile önce tehdidin ortaya konuluyor; bu tehdidi ortadan kaldırması beklenen mevcut hükümetin bunu yerine getiremediği, bu sebeple tehdit altında olan ‘’vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının sağlanmasını’’ milletin kendisinin gerçekleştireceği; bu görevi yerine getirmek için milletin kendi temsilcilerinden oluşan bir kongre yapılacağı ve mücadelenin bu kongre aracılığıyla yürütüleceği ilan ediliyordu.
    Bu bildiri görüldüğü gibi İstanbul hükümetine karşı açık bir isyan duyurusu niteliğindeydi. Dolayısıyla Ege Bölgesi’ndeki Kuvayı Milliye hareketine karşı hoşgörüyle bakan ve hatta bu direnişin barış görüşmelerinde bir enstrüman olarak kullanılabileceği düşüncesiyle kısmen de olsa destekleyen İstanbul hükümeti bu bildiriyi kendi varlığına bir tehdit olarak algıladı ve bu hareketi engellemek için harekete geçti.
    Mustafa Kemal Paşa, 26 Haziran günü, Erzurum’a hareket etti. 7 Temmuz günü, Erzurum’dan tüm askeri birliklere yeni bir bildiri yayınla. Bu bildiriye göre; ‘’Mevcut milli teşkilatlara kimse dokunmayacak, devlet ve milletin kaderine milli irade hâkim olduğundan ordu bu milli iradeye bağlı ve onun hizmetinde olacak, birlik komutanları birliklerinin başında kalacak, yerlerine biri atanırsa, atanan kişiler eğer işbirliği yapmaya uygun iseler komutayı bırakacaklar ancak yine bölgelerinden ayrılmayacaklar, hükümet herhangi bir birliği veya milli teşkilatı dağıtma emri verirse bu emre uyulmayacak, Müdafaayı Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin başarısızlığa uğramasına sebep olacak müdahaleleri Ordu birlikleri önleyecek ve sivil makamlar da buna yardım edecek, vatanın herhangi bir yeri saldırıya uğrarsa bu durum her yere duyurulacak ve bu bölgenin savunması için işbirliği yapılacaktır’’.[41] Bu bildiri ile Amasya Bildirisi’yle başlayan isyan hareketini fiiliyata geçirmeye başlanmış oldu.
    Bu faaliyetler dolayısıyla kendisini engellemek için yoğun baskı yapan İstanbul ile uzun süredir devam eden yazışmaların sonucunda, 8/9 Temmuz gecesi, ordu müfettişliğinden ve askerlikten istifa etti.
    23 Temmuz günü Erzurum Kongresi, başla ve 14 gün sonra sona erdi. Erzurum Kongresi kararları, Amasya Tamiminde belirlenen temel esasları bir ileri aşamaya taşıyarak geliştirdi ve bir program haline soktu. Milli sınırlar kavramı kullanılarak hareketin coğrafi sınırları çizildi, Milli hedef ortaya konuldu ve bu hedefin tüm özellikleri belirlendi. Buna göre Milli hedef; milli sınırlar içinde, millet iradesine dayanan, tam bağımsız bir devlet kurmak olarak belirlendi. Bu hedefe ulaşmak için; Kuvayı Milliye teşkillerinin kullanılacağı ve yapılacak harp şekli olarak ta topyekûn harp uygulanacağı belirtildi.[42]
    Erzurum Kongresi kararları İstanbul Hükümeti’ne olduğu gibi ülkenin çeşitli bölgelerini işgal eden İtilaf Devletleri’ne ve etnik ve dini ayrımcılık yaparak ülkeyi parçalamaya çalışan dernek ve silahlı gruplara karşı da açık bir uyarı niteliğinde olduğu için bunlar Milli Mücadele’nin bu safhasından itibaren harekete geçerek bu Milli Mücadele hareketini engellemeye çalışmaya başladılar.

7. Sivas Kongresi sırasında ve sonrası çıkan isyanlar (Ali Galip Olayı, Konya İsyanı, Aznavur İsyanı ve Bozkır İsyanı).
     4 Eylül günü toplanan Sivas Kongresi sonunda, Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilerek kabul edildi. Tüm Müdafaayı Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri ‘’Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’’ adı altında birleştirildi.[43] Burada da, Osmanlı Hükümeti’nin yurdun herhangi bir parçasını bırakması veya orayla ilgilenmemesi durumunda geçici bir yönetim kurulacağı belirtildi. 11 Eylül günü sona eren kongrede, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında bir Temsil Heyeti seçildi.[44]
     İstanbul Hükümeti’nin Sivas Kongresi’ni Elazığ valisi Ali Galip ve beraberindeki bazı kişilerle engelleme çabaları ve aldığı düşmanca tutum sebep gösterilerek, 12 Eylül günü, Anadolu’nun İstanbul’la olan her türlü irtibatının (Haberleşme, ulaşım vb.) kesilmesi kararı alın.
    Bu durum, Temsil Heyeti’nin İstanbul hükümetine karşı bir meydan okuması, aynı zamanda gücünü ve rüştünü ispat etme girişimiydi. Alınan sonuçlar, Temsil Heyeti’nin Anadolu’da halk ve ordu tarafından otorite olarak kabul edildiğini ve bu heyetin Anadolu’ya hâkim olduğunu ortaya koydu. Böylece Temsil Heyeti, Anadolu’nun ortasında yeni bir yürütme gücü olarak kendini kabul ettirdi.
     Şimdi ülkenin yönetiminin ele geçirilmesi konusunda İstanbul Hükümeti ve Temsil Heyeti arasında şiddetli bir mücadele başladı. İstanbul, Anadolu’ya yeni görevliler atamaya devam etti. Ancak Temsil Heyeti ordunun desteğini sağlamış olduğundan bu yöneticileri geri göndererek Milli Mücadele’ye taraftar kişileri mülki ve askeri kadrolarda tutmayı başardı. .
    Bunun üzerine kısa süre sonra İstanbul hükümeti, Milli Mücadele’ye karşı olan derneklerle işbirliği içinde bazı bölgelerde halkı Temsil Heyeti’ne karşı isyan etmeye teşvik etti. Bunun sonucunda, eski valinin kaçmadan önce serbest bıraktığı mahkûmlar ve İstanbul’dan yönlendirilen diğer bazı kişiler Konya Bölgesi’nde bir isyan çıkardılar. Bu isyan, henüz genişlemeye fırsat bulamadan 20. Kolordu ve Niğde’deki 11. Tümen vasıtasıyla hızla müdahale edilerek etkisiz hale getirildi.
     21 Eylül 1919’da  Ahmet Anzavur Bandırma Bölgesi’ne gelerek ayaklanma girişiminde bulundu. Kazım (Özalp) Bey gerekli tedbirleri aldı ve isyan girişimi kısa sürede bastırıl.
     Bundan başka Anadolu’nun ortasında bulunan Konya’nın Bozkır Bölgesi’nde, 27 Eylül 1919’da[45] bir isyan çık ve hızla alınan tedbirler sonucu bu isyan da kısa sürede bastırıl.
    Temsil Heyeti ile bu yolla da mücadele edemeyen ve Anadolu ile irtibatı kesilerek otoritesi ortadan kalkan Damat Ferit Paşa hükümeti, 2 Ekim günü istifa etti. Yerine Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu.[46]

8. Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifasından sonra ortaya çıkan isyanlar (Aznavur İsyanı ve Şeyh Eşref İsyanı).
     Damat Ferit Paşa ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ise Anadolu hareketini etkisiz hale getirmek ve kurulan yeni hükümeti düşürmek için, Askeri Nigahban Cemiyeti[47] ve İngiliz Muhipler Cemiyeti işbirliği ile Adapazarı bölgesine gönderdikleri bazı kişilerle halka para dağıtarak isyan başlatmaya çalışıyorlardı.[48]
     Bu sırada Temsil Heyeti tarafından yeni hükümetle anlayış birliğine varmak ve işbirliğinin şartlarını belirlemek amacıyla 20-22 Ekim tarihlerinde, Salih Paşa başkanlığındaki İstanbul hükümeti temsilcileri ile Amasya’da bir görüşme yapıl.[49] Görüşmeler sonucunda, ikisi gizli toplam beş protokol imzalandı ve İstanbul Hükümeti ile Temsil Heyeti arasında temel konularda fikir birliğine varıldı.
     Ülkede Temsil Heyeti ile uyumlu bir hükümetin kurulduğu ve Batı Anadolu’da cephenin nispeten daha durağan hale geldiği bu dönemde, yukarıda bahsettiğimiz parti, dernek ve kişilerin yanında İngilizlerce de desteklenen Ahmet Anzavur tekrar ortaya çık. Etrafına topladığı birtakım eşkıya ile Manyas bölgesinde, ‘’Yunanlılara karşı savaşacağım...’’ diyerek adam toplamaya başla.[50] Fakat daha sonra, Balıkesir ve Biga bölgesinde isyan çıkar. Anzavur’un üzerine Köprülü Hamdi Bey Müfrezesi gönderildi. Albay Kazım (Özalp) Bey de bazı birliklerle isyancıların üzerine yürüdü. Başka bölgelerden gelen ilave kuvvetler de yetişince Anzavur’un adamları dağıl ve kendisi de bölgeden kaç. İsyan 25 Kasım 1919’da tamamen sona erdi.[51]
     Bu sırada İngiliz ve Fransızlar bir süredir, Ortadoğu’nun paylaşılması konusunda bazı değişiklikler yapmak maksadıyla görüşmelere başlamışlardı. İki devlet arasında yapılan görüşmeler sonucu Temmuz 1919’da; Mersin, Adana, Maraş, Antep ve Urfa ile Suriye’nin bir kısmının Fransız kuvvetlerine devredilmesi, Şam ve Halep şehirlerinin de Şerif Hüseyin’e bırakılması kararlaştırıl. Bu antlaşmaya göre, Fransızlara verilmesi gereken Musul ise İngilizlere bırakılıyordu.
     Gelişmeleri yakından takip eden Temsil Heyeti, bu yeni durum karşısında bazı tedbirler almaya başla. 9 Eylül 1919 günü Temsil Heyeti tarafından ‘’Garbi Anadolu Umum Kuvayı Milliye Kumandanlığına’’ atanan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’ya, Kilikya Bölgesi’nin de sorumluğu verildi. 11 Eylül günü, güneydeki işgal edilen yerler güvenlik bakımından kolordulara göre çeşitli bölgelere ayırıl.[52]
     Mustafa Kemal Paşa; 1 Kasım 1919 tarihinde, sorumluluk sahası Adana vilayetinin tamamı ile Tarsus ve Mersin bölgesini kapsayacak şekilde Kilikya Kuvayı Milliye Komutanlığı’nı kurdu.[53] Aynı günlerde; Maraş, Antep ve Urfa bölgesine de sorumlu subaylar görevlendirildi.[54]
     Bu arada Kilis; 29 Ekim, Maraş ve Urfa; 30 Ekim, Antep ise;  5 Kasım 1919'da Fransızlar tarafından işgal edildi. İşgallerin hemen ardından bu bölgelerde Fransızlara karşı şiddetli bir direniş başlatıldı.
     Ülkenin bu sıkıntılı durumundan yararlanarak Şii inancı propagandası yapan ve Mehdi olduğunu iddia eden Şeyh Eşref 1919 yılı içinde, Bayburt ve çevresinde huzursuzluk çıkarmaya başlamıştı. Şeyh Eşref, nasihat heyetleri gönderilerek ikna edilmeye çalışılmasına rağmen 26 Ekim 1919’da isyan etti.[55] Bunun üzerine 25 Aralık 1919’da, 9. Tümen isyanı bastırmakla görevlendirildi. Çıkan çatışmalar sonucunda 1 Ocak 1920’de Şeyh Eşref ve yakınları öldürüldü.[56] Bundan sonra isyan kısa süre içinde sona erdi.
     Bu sırada İstanbul’da toplanan Meclis-i Mebusan, 28 Ocak 1920 tarihinde, Misak-ı Milli kararları kabul etti.[57] Bunun yanında, aynı günlerde, Gelibolu bölgesinde bulunan Akbaş Cephaneliği’nde bol miktarda silah ve mühimmatın Köprülü Hamdi Bey ve arkadaşları tarafından, 26/27 Ocak 1920 tarihinde, nöbetçi Fransız askerleriyle birlikte Anadolu’ya kaçırılması başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletlerinde endişeye sebep oldu.[58]
     1920 yılının bu ilk günlerinde Milli Mücadele lehine yaşanan bu önemli gelişmeler üzerine başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletleri, Damat Ferit Paşa, Hürriyet ve İtilaf Partisi ve Milli Mücadele karşıtı diğer unsurlarla birlikte tekrar harekete geçtiler. Bu sebeple, 16 Şubat 1920’de Anzavur tekrar sahneye sürül.[59]
     Anzavur ve Gâvur İmam ile adamları 20 Şubat 1920’de Biga’yı bas ve yeni bir isyan başlattılar. Akbaş Cephaneliği’nden kaçırılan silahların isyancıların eline geçme riski ortaya çıktı. Bunun üzerine Biga’da bulunan Dramalı Rıza, Akbaş Cephaneliği’nden kaçırılan silahların depolandığı bölgeye çekildi. Köprülü Hamdi Bey ise aynı istikamette çekilirken şehit oldu. Silahların depolandığı yere doğru yönelen isyancıların yaklaşması üzerine silah ve mühimmat imha edildi ve buradaki Milli Kuvvetler bölgeden ayrıldı. Bundan cesaret alan Anzavur, Ahmediye Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurdu ve Kuvayı Muhammediye adıyla askeri birlikler oluşturmaya başladı. İsyanın uzaması ve genişleme temayülü göstermesi üzerine cepheden da bazı birlikler çekilerek Anzavur’un üzerine gönderildi. [60] 
     İstanbul’daki gelişmelerin kendi aleyhine sonuçlar vereceğini düşünen İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u işgal ettiler.[61] 150 Osmanlı devlet adamı ve milletvekili tutuklanarak Malta’ya gönderildi. İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi.[62]
     İşgal, Temsil Heyeti tarafından, İtilaf Devletleri temsilcilerine çekilen telgraflarla protesto edildi. Bundan başka; Eskişehir ve Afyon’daki yabancı birlikler silahları ellerinden alınarak buralardan uzaklaştırıldılar. Geyve ve Ulukışla yakınlarındaki demiryolu köprüleri tahrip edildi ve Anadolu’daki yabancı subaylar tutuklandılar.
     Temsil Heyeti tarafından, 19 Mart 1920 tarihinde yayımlanan bir duyuruyla Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacağı ilan edildi.[63]

9. TBMM’nin toplanmasının engellenmesi için ortaya çıkan isyanlar (Hendek-Adapazarı, Bolu-Düzce İsyanları, Konya, Yozgat- Boğazlıyan ve Çapanoğulları İsyanları).
     Ankara’da TBMM toplanması için seçim hazırlıkları başlar başlamaz İstanbul Hükümeti, bunu engellemek için harekete geçti. İngilizlerin de desteğiyle Hilafet Ordusu (Kuvayı İnzibatiye) adıyla askeri birlikler kurmaya ve İstanbul’dan Ankara’ya uzanan bir hat üzerinde, TBMM aleyhine isyanlar çıkarmak için için çalışmaya başladı.
     Bu çabalar sonucunda, uzun süre önce başlayan Anzavur isyanı halen devam ederken, 8 Nisan günü, Hendek ve Adapazarı bölgesinde yeni bir isyan çık. 24. Tümen isyanı bastırmakla görevlendirildi.[64] 11 Nisan günü Anzavur, top ve makineli tüfeklerle donatılmış 500 kişilik kuvvetiyle Adapazarı ve Geyve dolaylarında milli kuvvetlere saldır. 13 Nisan günü, Bolu ve Düzce dolaylarındaki halk ta isyana katıldı. İsyan, 19 Nisan tarihinde Beypazarı’na kadar yayıl.
     Anzavur, 20 Nisan günü Geyve Boğazı’nda yenilerek kaç. Fakat geniş bir bölgede halkın isyana katılmasıyla durum çok kritik hale gelmişti. İstanbul’dan Adapazarı’na gelen İzmit mutasarrıfı Çerkez İbrahim halka, padişahın selamını getirdiğini söyleyerek 150 lira maaşla gönüllü toplamaya başla. Güçlenen isyancılar bütün bölgeye hâkim olduktan sonra Geyve Boğazına saldırlar.
     İsyanın hızla yayılması üzerine çok miktarda  birlik cepheden çekilerek isyanı bastırmakla görevlendirildi. Aydın, Soma, Akhisar ve Ayvalık Cephelerinden milli müfrezeler ve Balıkesir, Bilecik, Bursa ve Eskişehir’den gelen askeri birlikler isyan bölgesine sevk edildi. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa; Geyve Boğazı’ndan Adapazarı’na kadar olan bölgeden, Refet (Bele) Bey ise; Ankara’dan, Beypazarı ve Bolu’ya kadar olan bölgeden sorumlu olarak görevlendirildi.
     Bu sırada İzmit’te yığınak yapan Süleyman Şefik Paşa komutasındaki Hilafet Ordusu (Kuvayı İnzibatiye) da bir kısım kuvvetleriyle Bolu Bölgesi’ndeki isyancıları desteklemeye başladı. İsyanlar Haziran 1920 tarihine kadar üç ay sürdükten sonra bastırılabildi. 29 Temmuz’da isyan yeniden başla ancak alınan tedbirler sonucu kısa sürede sona erdi. Bunun üzerine Hilafet Ordusu İstanbul’a dönmek zorunda kal.[65]
     İsyanların en yoğun olduğu dönemde İtilaf Devletleri San Remo’da toplanmışlardı. 18 Nisan 1920’de başlayıp 27 Nisan’da sona eren toplantılar sonucunda Türkiye ile imzalanacak barış antlaşması hakkında bir metin hazırlan. Bu metne göre; ‘’İzmir Türk hâkimiyetinde kalacak fakat Yunanistan da idareye iştirak edecek ve 2-3 sene sonra İzmir’in durumu tekrar görüşülerek bir karara varılacaktı. Suriye ve Adana’nın durumu Fransa ve İngiltere arasında görüşülecek, Ermenistan’a müstakil bir devlet kurma hakkı verilecek, Padişah İstanbul’da kalacak fakat boğazlar İtilaf Devletleri kontrolünde olacaktı.’’ 11 Mayıs 1919 tarihinde, bu kararlar o anda Paris’te bulunan Tevfik Paşa başkanlığındaki İstanbul hükümeti heyetine bildirildi.[66]
     23 Nisan 1920 tarihinde TBMM açıl. Meclis Başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçildi. 2 Mayıs günü 11 bakanlı ilk bakanlar kurulu teşkil edildi.[67] TBMM’nin açılması ve hükümetin kurulması ile birlikte artık ülke yönetimi İstanbul’dan Anadolu’ya taşınmış oldu. Açık bir şekilde kışkırttığı ve desteklediği isyanlara rağmen TBMM’nin açılmasını engelleyemeyen İstanbul hükümetinin etkinlik alanı sadece İstanbul ve yakın çevresi ile sınırlı kaldı.
     Yeni açılan meclis Milli Mücadele’yi yürütmek için hızla gerekli yeni kanunları çıkarmaya başla. 29 Nisan 1920’de, Hıyanet-i Vataniye ve İstiklal Mahkemeleri kanunları çıkarıl.
     Fakat ellerindeki yönetim yetkesini TBMM’ye kaptırmak istemeyen İstanbul Hükümeti ve ona bağlı unsurlar Anadolu’nun başka bölgelerinde de isyanlar çıkarmaya başladılar. Bunun sonucunda 5 Mayıs 1920’de Konya’da bir isyan çık fakat bu isyan şehirde bulunan askeri birlikler tarafından derhal bastırıl.
     Mayıs ayında isyan dalgası bu sefer Yozgat bölgesine sirayet etti. Daha meclis açılmadan faaliyetlerine başlayan Postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa isimli şahıslar, etraflarında topladıkları 30-40 kişi ile birlikte 14 Mayıs 1920’de, Yenihan’a bağlı Kaman Köyü’nde isyan çıkardılar. İsyan kısa sürede Yozgat-Yenihan ve Boğazlayan’a kadar genişledi. 5. Kafkas Tümeni ve Erzurum Milli Müfrezesi ile Antep Cephesinden çekilen Kılıç Ali komutasındaki bir müfreze isyancıların üzerine gönderildi. Büyük sıkıntılara yol açan bu isyan ancak Temmuz ayı ortalarına kadar etkisiz hale getirilebildi.[68]
     Bu isyanla birlikte bölgenin eski feodal aileleri de, mevcut durumdan yararlanarak yeniden varlık göstermeye kalkıştılar. Çapanoğulları ve Aynacıoğulları aileleri Deli Ömer çetesini de yanlarına alarak isyan ettiler. İsyancılar 13 Haziran’da; Sorgun’u, 14 Haziran’da da; Yozgat’ı ele geçirdiler. İsyan 7 Eylül 1920’e kadar Zile, Erbaa, Maden, Alaca, Kara Mağara ve Mecitözü bölgelerine yayıl. 3. Kolordu birlikleri ve bölgedeki Milli Müfrezeler isyanı bastırmakta yetersiz kalınca, Eskişehir’den Çerkez Ethem ve Bolu’dan İbrahim Bey Müfrezeleri de bölgeye gönderildi. [69] İsyan ancak Ocak 1921 tarihine kadar bastırılabildi.[70]

10. Fransız, Yunan ve Ermeni taarruzlarının tetiklediği isyanlar (Cemil Çeto İsyanı, Milli Aşireti İsyanı, Çopur Musa İsyanı, Delibaş İsyanı).
      Bu sırada Güney Cephesi’ndeki Milli Kuvvetler tüm bölgede baskın, pusu vb. gayri nizami harp usullerini uygulayarak düşman unsurlarına saldırılarına devam ediyordu. Fransızlar, zaten sayıca yetersiz olan birliklerini işgal ettikleri bölgenin her yanına  dağıttıklarından saldırılara karşı hassas bir durumda bulunuyorlardı. Çatışmalar 1920 yılı boyunca şiddetlenerek devam etti. Pozantı’da tahkimli bir bölgede bulunan bir Fransız taburu Milli Kuvvetlerin saldırısına uğradı. Mevzilerinde tutunamayarak çekilen Fransız taburu Karboğazı Muharebesi’nden sonra, 29 Mayıs 1920 tarihinde esir edildi. Bunun üzerine Fransızlar birliklerini dağlık bölgelerden çekerek Mersin-Tarsus-Adana ve Ceyhan ile demiryolu istasyonlarını ellerinde tutabilecek şekilde konuşlandırdılar.[71]
      Batı Cephesi’nde ise 14-15 Haziran 1920’de Kuvayı Milliye güçleri, İstanbul yakınlarındaki bir İngiliz birliğine taarruz ettiler. Bu durum İngilizleri oldukça endişelendirdi ve Yunanistan’dan İstanbul’u korumak için bir tümen istenmesi gündeme geldi. Venizelos, bu tümeni verebileceklerini ancak buna karşılık İtilaf Devletleri’nin de İzmir ve civarındaki Yunan kuvvetlerinin ileri harekâtına izin vermelerini istedi. 11 Mayıs 1919 tarihinde Osmanlı Hükümetine verilen barış antlaşması ile ilgili San Remo Konferansı metnine henüz bir cevap verilmemişti. Yunan taarruzu, Osmanlı Hükümeti’ni bu antlaşmayı imzalamaya zorlamak açısından da faydalı olacaktı. Bu sebeple İngilizler ve Fransızlar bu teklife razı oldular.[72]
      Yunanlılar 22 Haziran 1920’de, tüm cephe boyunca genel taarruza geçtiler. Hızla ilerleyen Yunan birlikleri karşısında tutunamayan Kuvayı Milliye güçleri kuzeyde Dünboz-Aksu hattına, ortada Dumlupınar mevzilerine ve Aydın bölgesinde Nazilli’ye kadar çekilmek zorunda kaldılar. Yunanlılar, Anadolu’daki taarruzları ile koordineli olarak 20 Temmuz 1920’de de Trakya bölgesini işgal ettiler. Trakya’daki Türk birliklerinin bir kısmı esir olurken bir kısmı da Bulgaristan’a sığındılar.[73]
      Yunan taarruzları devam ederken Osmanlı Hükümeti, her şeye ve her türlü baskıya rağmen San Remo Konferansı kararlarına itirazda bulunuyordu. İtilaf Devletleri, 16 Temmuz 1920’de Osmanlı Hükümeti’nin kararlar hakkındaki itirazlarına sert bir cevap verdiler.[74] Baskılara dayanamayan İstanbul Hükümeti 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması imzala.[75]
      1920 yılının başından beri Doğu Cephesi’nde de önemli gelişmeler yaşanıyordu. 15. Kolordu Komutanı Kazım (Karabekir) Paşa, 13 Haziran 1920’de Doğu Cephesi Komutanlığı’na atandı. Hazırlıkların tamamlanması üzerine 22 Haziran günü taarruzun başlatılmasına karar verildi.
      Bu sırada Çiçerin’den[76] gelen bir mektup üzerine taarruz ertelendi. Bu sırada Ermeniler Oltu’ya taarruz ederek şehri ele geçirdiler. 7 Temmuz’da Ermenilere, işgalle ilgili bir ültimatom verildi. 20 Eylül’de Ermenilere taarruz edilerek Elviye-i Selase’nin ele geçirilmesine karar verildi. Bu arada diplomatik girişimlerle Gürcülerin tarafsız kalmaları sağlan.[77]
      Ermeniler, 24 Eylül 1920’de, Badiz Bölgesi’nden baskın tarzında taarruza geçtiler. Başlangıçta bu taarruz başarılı olsa da kısa süre içinde toparlanan ve Ermenileri durduran Türk birlikleri 28 Eylül’de karşı taarruza geçtiler. Bu taarruzlar karşısında Ermeni birlikleri geri çekilmeye başladılar. Türk birlikleri 28 Ekim 1920’ye kadar Sarıkamış-Laloğlu hattında bekledi. 28 Ekim’de tekrar taarruza geçen Türk Ordusu 30 Ekimde; Kars’ı ve 7 Kasım’da Gümrü’yü ele geçirdi. 26 Kasım’da başlayan görüşmelerin ardından 2/3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalan.
      Doğu, Batı ve Güney Cephelerinde aynı anda önemli muharebelerin verildiği bu dönemde değişik bölgelerde yeni isyan hareketleri ortaya çıktı.
      Fransız ve İngilizlerin yaptıkları propagandalar sonucu devlet otoritesinin zayıflamasını ve güvenlik güçlerinin daha çok cephelere kanalize olmasını da fırsat bilen bazı çevrelerde başlatılan Kürtçü ve ayrılıkçı hareketler baş göstermeye başladı.
      Bu kapsamda, ilk olarak Bahtiyar Aşireti reisi Cemil Çeto, Garzan bölgesinde bağımsız bir hükümet kurmak için bir isyan başlattı. Cemil Çeto bölgedeki diğer aşiretleri tehdit ederek kendisine katılmaya zorla fakat diğer aşiretler bu isyan hareketine katılmadılar. 13. Kolordu birlikleri Cemil Çeto’nun üzerine gönderildi. Çevresinde topladığı adamların çoğu kısa süre içinde ölünce Cemil Çeto, 7 Haziran 1920 tarihinde, dört oğluyla birlikte teslim oldu.[78]
      Bunun ardından, Haziran 1920 başlarında, Fransızlar Urfa’yı yeniden işgal etmek için harekete geçince bunu fırsat bilen Milli Aşireti, Fransızlarla işbirliği yaparak, 8 Haziran 1920’de isyan etti. İsyancılar, üzerlerine gönderilen 5. Tümen ve milli müfrezelerin karşısında dayanamayarak 19 Haziran günü güneye, Fransız bölgesine kaçtılar. 24 Ağustos 1920 tarihinde, 3000 atlı ve 1000 kadar yaya kuvvetle tekrar yurda giren Milli Aşireti, 26 Ağustos günü Viranşehir’i işgal etti. 5. Tümen ve TBMM’ye bağlı aşiretlerin müdahalesi sonucunda isyancılar 15 gün sonra yeniden güneye kaçmak zorunda kallar.[79]
      Batı’da da Yunan taarruzu ile paralel bazı isyanlar ortaya çıkmaya başladı. 21 Haziran günü Afyon’da, Yunan taarruzunun başladığı günlerde Çopur Musa isyanı çıktı. Çivril’i basan asiler, üzerlerine gönderilen kuvvetler karşısında dayanamayarak Yunanlılara sığındılar.[80]
      Bu dönemde diğer önemli bir isyan da Konya bölgesinde çıkan Delibaş isyanıdır. 2/3 Ekim 1920 gecesi Çumra’yı basan Delibaş isimli bir eşkıya ise 3 Ekim günü de Konya’ya saldır. İsyancıların Konya’yı ele geçirmesi üzerine isyan kısa sürede; Beyşehir, Akşehir, Ilgın ve Karaman bölgelerine yayıldı. Ankara, Adana ve Afyon’dan gönderilen kuvvetler 6 Ekim’de Konya’yı asilerin elinden kurtardılar. Konya’dan kaçan asiler, Koçhisar, Akseki, Bozkır ve Manavgat’a doğru giderken diğer bazı isyancılar Kadınhanı ve Ilgın’ı işgal ettiler. Batı Cephesinden çekilerek bölgeye gönderilen ilave kuvvetlerin de katılımıyla isyan tamamen bastırıl. Delibaş ise Mersin’de Fransızlara sığın.

11. Düzenli ordu kurulması aşamasında çıkan isyanlar (Demirci Mehmet Efe ve Çerkez Ethem İsyanları)
       İsyanlar bastırılıp Doğu Cephesi’nde düzenli birliklerle Ermenilere karşı kesin sonuçlu bir zafer kazanılmasının ardından Yunan taarruzları karşısında hiçbir yerde tutunamayarak geri çekilen Kuvayı Milliye birliklerinin artık düzenli orduya dönüştürülmesi gerektiği konusunda mecliste bazı tartışmalar başla. Aslında Yunan taarruzundan sonra kurulan yeni cephede askeri yapılanma biraz daha güçlenmiş, Kuvayı Milliye unsurlarının eski ağırlığı azalmıştı. Cephe, bir generalin emrinde ve çoğu tümen yapılanmasında olan askeri birliklere paylaştırılmış, personel ikmali ve lojistik faaliyetler ağırlıklı olarak askeri ikmal sistemi (Menzil Teşkilatları) tarafından yapılmaya başlanmıştı. Ancak Demirci Mehmet Efe ve Çerkez Ethem başta olmak üzere birçok efe ve asker olmayan kişilerin kontrolündeki Kuvayı Milliye birlikleri cephede hala önemli bir yer tutuyordu.
       Bu tartışmaların devam ettiği sırada Batı Cephesi’nde Yunan Ordusu; üç tümenle Bursa’da, bir tümenle Aydın civarında, bir tümenle Uşak’ta ve bir tümenle Gediz bölgesinde bulunuyordu. Çerkez Ethem’in de yönlendirmesiyle, 61. ve 11. Tümenlerle Kuvayı Seyyare birlikleri tarafından, 24 Ekim 1920’de bu Yunan tümenine taarruz edildi. Fakat taarruz başarısız oldu ve çok fazla zayiat verildi.[81]
       Bunun üzerine Çerkez Ethem ve düzenli birlik komutanları arasında yenilginin sorumluluğu konusunda tartışmalar başladı. Bu tartışmalar kısa süre içinde meclise kadar yayıl. Hem bu tartışmalar, hem de alınan yenilgi sonrasında hükümet, cephede yeni düzenlemeler yapmaya karar verdi.
       Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Batı Cephesi Komutanlığı’ndan alınarak elçi olarak Moskova’ya gönderildi. Batı Cephesi, Batı ve Güney Cephesi olarak ikiye ayrıl.  Batı Cephesi Komutanlığına; Erkanı Harbiye Reisliği de uhdesinde kalmak üzere, İsmet (İnönü) Bey, Güney Cephesi Komutanlığı’na ise; merkezi Konya olmak üzere, İçişleri Bakanı Refet (Bele) Bey atan.[82]
       Bu atamaların ardından, 8 Kasım 1920 tarihinde, hızla düzenli ordu kuruluşuna geçilmesine karar verildi. Ayrıca, ordunun manevra yeteneğini artırmak maksadıyla güçlü bir süvari birliği oluşturulması kararlaştırıldı.[83] Bundan sonra eldeki kuvvetler düzenli ordu şeklinde yeniden düzenlenmeye başlan.
       İsmet (İnönü) Bey’in, 10 Kasım’da yeni görevine başlamasının ardından kısa süre içinde Kuvayı Seyyare Komutanı Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik ile İsmet (İnönü) Bey arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmaya başladı. Kuvayı Seyyare, düzenli ordu sistemine geçerek İsmet (İnönü) Bey’in emir ve komutası altında girmeye karşı direniyordu. Çerkez Ethem, Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Bey’e haber vermeden, kendine bağlı yeni birlikler kurmaya ve sorumluluk bölgesindeki sivil yöneticilere karışmaya ısrarla devam ediyordu. Bu gerginliklerden sonra Çerkez Ethem ve Cephe Komutanı arasındaki ilişkiler iyice koptu. Mustafa Kemal, o sırada Ankara’da bulunan Çerkez Ethem’i de yanına alarak İsmet (İnönü) Bey’le görüşmek üzere 2 Aralık günü, Ankara’dan Eskişehir’e hareket etti. Ethem, 4 Aralık 1920 tarihinde Eskişehir’den gizlice ayrılarak Kütahya’daki birliklerinin başına gitti.
       Bu arada Çerkez Ethem’in, Demirci Mehmet Efe ile de gizlice haberleştiği ortaya çıktı. Onun da Kuvayı Seyyare ile birlikte isyan edeceği şüphesi üzerine, Refet (Bele) Bey komutasındaki süvari birlikleri ile 15/16 Aralık 1920 tarihinde, Dinar civarındaki Demirci Mehmet Efe kuvvetlerine bir baskın yapıl. Baskından az sayıda adamıyla kaçıp kurtulan efe daha sonra teslim olarak köyünde oturmak şartıyla serbest bırakıl.
       Çerkez Ethem’e ise nasihat heyetleri gönderilerek bir çatışma çıkmadan sorun çözülmeye çalışıl. Fakat Çerkez Ethem’in, gizli bir şekilde isyan etmeye hazırlandığı ve bu heyetlerden bir sonuç alınamayacağı anlaşıldı. Bunun üzerine bir askeri harekâtla etkisiz hale getirilmesi kararlaştırıl.
       Bursa’da bulunan Yunan kuvvetlerinin karşısında bir Tümen, Uşak’ta bulunan Yunan kuvvetinin karşısında ise sadece bir tabur bırakılarak, kalan bütün kuvvetlerle Kütahya üzerine yürün. Bu kadar güçlü bir taarruza dayanamayan Ethem kuvvetleri Kütahya’yı terk ettiler. Düzenli birlikler, 29 Aralık 1920 günü Kütahya’ya girdiler. Ethem, kuvvetleri ise Gediz Bölgesine çekildi. Bunun üzerine Millî kuvvetler, isyancıları tamamen etkisiz hale getirmek için Gediz üzerine yürüdüler. 5 Ocak 1921’de Gediz de ele geçirildi. Düzenli birlikler karşısında bir varlık gösteremeyen Çerkez Ethem Yunan işgali altındaki bölgeye kaç.[84]
       6 Ocak 1921 günü, Yunan kuvvetleri batı cephesinde bütün cephede aynı anda taarruza başlayınca Çerkez Ethem’in karşısında  sadece 61. Tümen bırakıl ve kalan birlikler tren yolundan da faydalanılarak hızla İnönü bölgesine gönderildi.
       Yunan taarruzunun başlaması üzerine Ethem kuvvetleri Kütahya’ya saldırdılar fakat 61. Tümen’in direnişi karşısında bir başarı sağlayamadılar. Yunanlıların taarruzu başarısızlıkla sona erip Yunanlılar geri çekilince, Çerkez Ethem isyanına geri dönül. 11, 12 ve 13 Ocak günleri yapılan çatışmalarda sarsılan çekilmeye başlayan Ethem kuvvetleri süratle takip edildi. 14 Ocak’tan 22 Ocak tarihine kadar yapılan takip harekâtından sonra Ethem kuvvetlerinin çoğu dağıldı.[85] Ethem ise az sayıda adamıyla birlikte Yunan tarafına geçti.[86]
       Ethem ve kardeşleri Yunan tarafına geçerken, kendilerinin isyana karıştıkları için cezalandırılacaklarından korkan fakat Yunan tarafına geçmeyi reddeden bazı efeler ise Ege Bölgesi’nde kaldılar. Bunlardan, Parti Pehlivan ve Halil Efe gibi kimseler daha sonra akıncı müfrezeleri oluşturarak düşman gerisinde GNH faaliyetlerine başladılar ve oldukça önemli faaliyetler icra ettiler.[87]

12. Merkez Ordusu’nun kurulmasından sonraki isyanlar (Pontus Çetelerinin İsyanı ve Koçgiri İsyanı).
      Görüldüğü gibi Milli Mücadele’nin başlamasından itibaren milli kuvvetleri en çok sıkıntıya sokan konuların başında değişik bölgelerde çıkan iç isyanlar olmuştur. Genellikle İstanbul hükümetinin desteklediği ve Milli Mücadele’yi yapan güçleri hedef alan isyanlar kısa süre içinde bastırılmış ve bu isyan hareketleri TBMM kurulup yönetimi eline aldıktan sonra giderek etkinliklerini kaybetmişlerdir.
      Fakat Mondros Mütarekesinin hemen ardından başlayan ve giderek artan Karadeniz Bölgesi’ndeki Rum çetelerinin faaliyetleri Milli Mücadele’nin sonuna kadar devam etmiştir. Rusya’dan kaçarak bölgeye gelen Rumların da katılması ile 6-7 bin civarında olan Rum eşkıyalarının mevcudu 1921 yılında 25 bin kişiye kadar çıkmıştır.
      Cephelerde muharebelerin devam ettiği en sıkıntılı anlarda bile 3. Kolordu ve 15. Kolordu bu çetelerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Çok geniş bir bölgede uygun arazi koşullarında meydana gelen bu isyan hareketleri bölgede yaşayan Türk köylerini de hedef alıp halka karşı katliamlar yaptığından, Pontus çetelerinin faaliyet gösterdiği bölgedeki Türk halkı silahlandırılarak kendi köy ve şehirlerini savunmaları sağlanmıştır.[88]
      Bu bölgeye yakın alanlarda; Zile, Erbaa ve Yozgat bölgelerinde 1920 yılında çıkan isyanlar Rum çetelerinin isyanları ile birlikte bastırılmak zorunda kalındığından oldukça zor anlar yaşanmış ve isyanlarla mücadele için cepheden birlik kaydırmak zorunda kalınmıştır. Bunun üzerine, 9 Aralık 1920 tarihinde 3. Kolordu Komutanlığı lağvedilerek sadece iç isyanlarla mücadele etmekle görevli Merkez Ordusu kurulmuştur.
      Rumlardan başka bazı Kürt aşiretleri ve örgütleri de Sevr Antlaşması’nın bazı maddelerinden ve İngilizlerin kışkırtmalarından cesaret alarak çeşitli bölgelerde isyanlar çıkarmışlardır. Bu kapsamda 1920-1921 yıllarında ortaya çıkan önemli bir ayaklanma da Koçgiri isyanıdır. İsyanın başlangıcı 1920 yılındaki bazı gelişmelerle ortaya çıkmıştır. 1920 yılı sonlarında Sivas’ın Kangal İlçesine bağlı Yellice Nahiyesi’nde, Sevr Antlaşması çerçevesinde, Diyarbakır-Van-Bitlis-Elazığ-Tunceli bölgesinde bir Kürt devleti kurmak için bazı aşiretlerin katılımıyla bir toplantı yapılmıştır. İsyancılar Temmuz 1920’de Zara’da bir karakolu basarak harekete geçmişler ve Refahiye ile Divriği bölgesi isyan hareketinin merkezi haline gelmiştir.
       İsyanı bastırmak için Şubat 1921’de, bölgeye 6. Süvari Alayı gönderilmiş fakat bu alay kısa sürede dağılmıştır. İsyanın bir türlü sona ermemesi üzerine 13 Mart günü, Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmakla görevlendirilmiştir. Bölgeye birçok askeri birliğin gönderilmesi ve Sivas, Erzincan ve Elazığ vilayetlerinde sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından yapılan askeri harekat sonucunda bu isyan 17 Haziran 1921 tarihine kadar etkisiz hale getirilmiştir.[89]
       Bu isyanın bastırılmasından sonra artık Milli Mücadelenin sonuna kadar başka bir isyan çıkmamıştır.

     Sonuç:
     Yukarıda yaptığımız inceleme dikkatli bir şekilde ele alındığında Milli Mücadele döneminde ortaya çıkan isyanların genel olarak bir iç savaş niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Türkiye haritasında isyanların çıktığı bölgelere bakıldığında bu iç savaşın; Samsun’dan Hatay’a doğru bir çizgi çizildiğinde, bu hattın doğusunda; dini ve etnik kökenli ve ülkeyi bölmeyi amaç edinen ayrılıkçı isyanlar şeklinde, batısında ise; daha çok ülkenin yönetimini ele geçirmek isteyen güçler arasında meydana gelen çatışmalar şeklinde ortaya çıktığı görülmektedir.
     Bu isyanların diğer bir özelliği de siyasi ve askeri gelişmelerle koşut olarak ortaya çıkmaları, gelişmeleri ve şiddetlenmeleri, yine bu gelişmelere koşut olarak zayıflayarak ortadan kalkmalarıdır. Bu da, tüm isyanların başta İtilaf Devletleri olmak üzere, ülke içinde Milli Mücadele’ye karşı olan güçler tarafından ortaya çıkarıldığını ve desteklendiğini göstermektedir.
     Bilindiği gibi Karadeniz Bölgesi’ndeki Pontus Çetelerinin isyanı başından sonuna kadar Yunanistan tarafından desteklenmiş ve Yunanistan’ın yenilerek Anadolu’yu terk etmesi ile bu isyan da tamamen sona ermiştir. Milli Aşireti isyanı ile Ali Batı, Cemil Çeto ve Koçgiri İsyanları İngiliz ve Fransızların destek ve kışkırtmaları ile ortaya çıkmış ve yine bu ülkeler tarafından desteklenmiştir.
     Doğu bölgesindeki Şeyh Eşref isyanı ise ülkede otorite boşluğundan yararlanarak ortaya çıkmış din ve mezhep temelli tek isyandır. Bu isyan bu niteliği ile ülkede meydana gelen tüm isyanlar arasında da tek olma özelliğindedir. Çünkü Batı bölgesinde meydana gelen isyanlar her ne kadar dini bir görünüm arz etse de burada din sadece halkı isyana katılmaya teşvik etmek için bir argüman olarak kullanılmıştır. İsyanların asıl maksadı siyasidir.
     İstanbul Hükumeti ve Saray ile değişik parti ve dernekler tarafından çıkarılan ve desteklenen isyanlara baktığımızda bu isyanların İstanbul'a yakın bölgelerde olanlarının İngilizler tarafından da para ve silah verilerek desteklendiği görülmektedir. Bunda İngilizlerin, Anadolu Hareketi’nin kendi kontrolleri altındaki bölgelere doğru yayılmasını engellemeyi amaçladığı değerlendirilmektedir.
     Bu isyanların özellikle; Kuvayı Milliye’nin kurularak Ege Bölgesi’nde Yunanlılara karşı bir cephe oluşturması, Heyeti Temsiliye’nin ülke kontrolünü ele geçirmeye başlaması ve müteakiben Milli Mücadele’ye müzahir bir hükumetin göreve gelmesini sağlaması, Kuvayı Milliye güçlerinin bazı İngiliz birliklerine saldırması ve Akbaş Cephaneliği gibi cephaneliklerden büyük miktarlarda silah kaçırmaya başlaması ve nihayet Misakı Milli’nin kabul edilmesinden sonra İstanbul’un işgali üzerine Ankara’da TBMM’nin kurulması aşamalarında şiddetlenmesi de bunu doğrulamaktadır.
     İsyanların diğer bir niteliği de genellikle işgal güçlerinin taarruzları ile eşgüdümlü olarak ortaya çıkmalarıdır. Birçok isyan ya işgal güçlerinin taarruzları ile aynı zamanda veya bu taarruzların başarıya ulaştığı anlarda ortaya çıkmıştır. Bu durum da; hangi isyanın kim veya kimler tarafından desteklendiğini göstermesi açısından önemlidir.
     Demirci Mehmet Efe ve Çerkez Ethem isyanlarının ise diğer isyanlardan farklı bir özelliği bulunmaktadır. Bu isyanlar, Anadolu ile İstanbul veya İtilaf Devletleri çekişmesinden farklı olarak Anadolu hareketinin kendi içindeki çekişmelerden ortaya çıkmıştır. Bu isyanlar için genellikle Çerkez Ethem’in liderlik arzusu, kendini beğenmişliği, düzenli orduya karşı olması gibi sebepler gösterilse de bu isyanların geri planında yeni yönetimin rejimi konusunda daha savaş sona ermeden ortaya çıkan mücadelelerin etkili olduğu değerlendirilmektedir. Konu içinde incelenmemiş olmakla birlikte Yeşil Ordu ve bazı Komünist/Sosyalist hareketler ile TBMM’de Mustafa Kemal Paşa ve onun yönetimine muhalif olan unsurlarca Ethem kuvvetlerinin uzun süre savunulmuş olması bunun en açık göstergesidir.
     İsyanlar hangi amaçla çıkmış veya kim tarafından desteklenmiş olursa olsun Milli Mücadele’nin en önemli konusunu teşkil etmişlerdir. İç istikrarı sağlamadan güçlü bir yönetim kurmak mümkün olmadığından ve bu isyanlar milli kuvvetler karşısında işgal güçlerinden başka yeni cepheler açılmasına sebep olduğundan Milli Mücadele’de milli kuvvetlerin oldukça zayıflamasına sebep olmuşlardır. Bu isyanlar sebebiyle birçok askeri birlik ya imha olmuş veya dağılarak isyancılara katılmış, dolayısıyla askeri güç zayıflamak durumunda kalmıştır. 
     Bunun yanında, bu isyanları bastırmak için genellikle cepheden birlik çekmek gerektiğinden Yunanlılar karşısında yeterince güçlü bir savunma hattı teşkil etmek mümkün olmamış ve bundan yararlanan Yunanlılar Anadolu’nun ortalarına kadar gelebilmişlerdir. Bu isyanlar savaşın uzamasına, ülkenin büyük bir bölümünün gerek isyanlar, gerekse ilerleyen Yunan kuvvetleri sebebiyle harap olmasına, binlerce asker ve sivilin ölmesine veya yaralanmasına sebep olmuşlardır.
     Tüm bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı gibi iç isyanlar, dış güçlere karşı açılan cephelerin yanında yeni bir cephe açılmasına (iç cephe) sebep olmuşlardır. Bu cephe, özelliği bakımından diğer tüm cephelerden daha önemli ve sonuçları açısından daha yıkıcı olmuştur.
     Görünüş olarak işgalci devletler karşısında alınan askeri başarılar arttıkça isyanların da azalma gösterdiği söylenebilir. Ancak bu durum tersten okunarak; iç isyanlar azaldıkça milli kuvvetlerin işgalci güçlerin cephelerinde daha fazla toplanmasının mümkün olduğu ve bu durumun da işgalciler karşısında zaferler kazanılmasına sebep olduğu da söylenebilir.
     Sonuç olarak denilebilir ki; Atatürk’ün Nutuk’ta da belirttiği gibi iç cephe Milli Mücadele’nin en önemli cephesi olmuş, iç cephede savaşın kazanılmasının ardından dış cephelerde de savaşın kazanılması mümkün olmuştur.


25.12.2014  M.Ç.

 










KAYNAKÇA

I- KİTAPLAR:
Ali Çetinkaya’nın Milli Mücadele Dönemi Hatıraları, ATAM Yayınları, Ankara, 1993.
AKINCI, İbrahim Ethem; Demirci Akıncıları, TTK Basımevi, Ankara, 2009.
ARTUÇ, İbrahim; Büyük Dönemeç, Sakarya Meydan Muharebesi, Kastaş Yayınları, İstanbul,1995.
ATATÜRK, Mustafa Kemal; Nutuk, Günümüz Türkçesi: Mehmet Seçkin, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2004.
ÇAKMAK, Fevzi; 1’inci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi, Gnkur. Basımevi, Ankara, 2005.
ÇANKAYA, Necati; Türk Kurtuluş Savaşı’nda İrticai Olaylar ve İç İsyanlar, Töre Yayın Grubu, İstanbul, 2003(2).
ÇELEBİ, Mevlüt; Milli Mücadele Döneminde Türk İtalyan İlişkileri, ATAM Yayınları, Ankara, 2002.
ÇELİK, Kemal; Milli Mücadelede Adana ve Havalisi, TTK Basımevi, Ankara, 1999.
ELDEM, Vedat; Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomisi, TTK Basımevi, Ankara, 1994.
FROMKİN, David; Barışa Son Veren Barış, Çev. Mehmet Harmancı, Epsilon Yayınları, İstanbul.
GÜRLER, Hamdi; Kurtuluş Savaşında Albay Bekir Sami Günsav, Gnkur. Basımevi. Ankara, 1994.
İĞDEMİR, Uluğ; Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları (Günlük Anılar), TTK Basımevi, Ankara, 1989.
JAESCHKE, Gotthard; ‘’Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri’’, Çev. Cemal Köprülü,  Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011 (3).
KARAL, Enver Ziya; Osmanlı Tarihi, C. IX, TTK Basımevi, Ankara, 2011.
KOCATÜRK, Utkan; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi, TTK Basımevi, Ankara, 2000.
LEWİS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev. Boğaç Babür Turna, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2011(5).
ÖZALP, Kazım; Milli Mücadele, 1919-1922, TTK Basımevi, Ankara, 1998.
ÖZÇELİK, İsmail; Milli Mücadelede Güney Cephesi, Urfa, ATAM Yayınları, Ankara, 2003.      
SAMSUTDİNOV, A.M.; Mondros’tan Lozan’a Türkiye Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923, Çev. Ataol Behramoğlu, Epsilon Yayıncılık, İstanbul, 2007 (3).
SARISAMAN, Sadık; Belgelerin Işığında Kuvayı Milliye’nin Tanımı., 90. Yılda Milli Mücadele Bildiriler, ATAM Yayınları, Ankara, 2011.
SOFUOĞLU, Adnan; Milli Mücadele Döneminde Kocaeli, ATAM Yayınları, Ankara, 2006.
TAŞKIRAN, Cemalettin Milli Mücadele’de Kazım Karabekir, AAM, Ankara, 2008.
TÜRELİ, Türkmen; İstiklal Harbinde İç İsyanlar, Kripto Yayınları, Ankara, 2012.
TÜRKMEN, Zekeriya; Yeni Devletin Şafağında Mustafa Kemal, ATAM Yayınları, Ankara, 2002.
YALÇIN, Semih; 90. Yılında Milli Mücadele Bildirileri, Milli Mücadele Dönemi, ATAM Yayınları, Ankara, 2011.
II. MAKALELER:
KILINÇKAYA, M. Derviş; ‘’Milli Mücadele’de Kongreler ve İttihatçılık Sorunu’’, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt.8, Sayı.1, 26 Nisan 2011 (ss.103-133).










[1] A.M. Samsutdinov, ‘’Mondros’tan Lozan’a Türkiye Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923’’, Çev. Ataol Behramoğlu, Epsilon Yayıncılık, İstanbul, 2007 (3), s.26.
[2] Vedat Eldem, ‘’Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomisi’’, TTK Basımevi, Ankara, 1994, s.130.
[3] ‘’Vilayât-ı Sitte: Erzurum, Van, Mamüretü'l Aziz, Diyarbakır, Sivas, Bitlis vilayetleri için bu dönemde özellikle Ermeni olaylarıyla bağlantılı olarak 20. Yüzyılın başlarından itibaren kullanılmış, mütarekenin Türkçe metnine de bu şekilde girdiği için literatürde bu şekilde kullanılagelmiştir.’’
[4] Enver Ziya Karal, ‘’Osmanlı Tarihi’’, C. IX, TTK Basımevi, Ankara, 2011, s.560.
[5] Zekeriya Türkmen, ‘’Yeni Devletin Şafağında Mustafa Kemal’’, ATAM Yayınları, Ankara, 2002, s.29.
[6] Kemal Çelik, ‘’Milli Mücadelede Adana ve Havalisi’’, TTK Basımevi, Ankara, 1999., s.54.
[7] Utkan Kocatürk, ‘’Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi’’, TTK Basımevi, Ankara, 2000, s.7.
[8]Bernard Lewis, ‘’Modern Türkiye’nin Doğuşu’’, Çev. Boğaç Babür Turna, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2011(5), s.324.
[9] Kocatürk, a.g.e., s.12.
[10] Verilerin detayları için Bkz.: Çelik, a.g.e.,, s.39-57.
[11] İsmail Özçelik, ‘’Milli Mücadelede Güney Cephesi’’, Urfa, ATAM Yayınları, Ankara, 2003, s.31.
[12] Verilerin detayları için Bkz.: Çelik, a.g.e.,, s.67-75.
[13] Özçelik, a.g.e., s.44.
[14] Verilerin detayları için Bkz.: Fevzi Çakmak, ‘’1’inci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’’, Gnkur. Basımevi, Ankara, 2005,s. 244-245.
[15] Mevlüt Çelebi, ‘’Milli Mücadele Döneminde Türk İtalyan İlişkileri’’, ATAM Yayınları, Ankara, 2002,s.89.
[16] Verilerin detayları için Bkz.: Kocatürk, a.g.e., s.17-19.
[17] Verilerin detayları için Bkz.: Çelebi, a.g.e.,s.70-87.
[18] Çelebi, a.g.e.,s.70-71.
[19] Kocatürk, a.g.e., s.3.
[20] Gotthard Jaeschke, ‘’Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri’’, Çev. Cemal Köprülü,  Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011 (3), s.9.
[21] Kocatürk, a.g.e., s.11.
[22] Verilerin detayları için Bkz.: Çelik, a.g.e.,, s.124-132.
[23] Kazım Özalp, ‘’Milli Mücadele, 1919-1922’’, TTK Basımevi, Ankara, 1998,  s.4.
[24] Kocatürk, a.g.e., s.12.
[25] Jaeschke, a.g.e.,  s.25.
[26] Kocatürk, a.g.e., s.18.
[27] Verilerin detayları için Bkz.: Kocatürk, a.g.e., s.24-30.
[28] Adnan Sofuoğlu, ‘’Milli Mücadele Döneminde Kocaeli’’, ATAM Yayınları, Ankara, 2006, s.25.
[29] Verilerin detayları için Bkz.: Özçelik, a.g.e., s.46-55.
[30] Türkmen Türeli, ‘’İstiklal Harbinde İç İsyanlar’’, Kripto Yayınları, Ankara, 2012, s.33.
[31] ‘’Ali Çetinkaya’nın Milli Mücadele Dönemi Hatıraları’’, ATAM Yayınları, Ankara, 1993, s.10.
[32] Hamdi Gürler, ‘’Kurtuluş Savaşında Albay Bekir Sami Günsav’’, Gnkur. Basımevi, Ankara, 1994, s.40.
[33] Gürler, a.g.e., s.41.
[34] Verilerin detayları için Bkz.: Özalp, a.g.e., s.10-12.
[35] Gürler, a.g.e., s.42.
[36] Verilerin detayları için Bkz.: Mustafa Kemal Atatürk, ‘’Nutuk’’, Günümüz Türkçesi: Mehmet Seçkin, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2004,  s.33-47.
[37] Sadık Sarısaman, ‘’Belgelerin Işığında Kuvayı Milliye’nin Tanımı’’, 90. Yılda Milli Mücadele Bildiriler, ATAM Yayınları, Ankara, 2011, s.28.
[38] Verilerin detayları için Bkz.: Gürler, a.g.e., s.62-82.
[39] Verilerin detayları için Bkz.: Semih Yalçın, ‘’90. Yılında Milli Mücadele Bildirileri, Milli Mücadele Dönemi’’, ATAM Yayınları, Ankara, 2011, s.19-40.
[40] Cemalettin Taşkıran, ‘’Milli Mücadele’de Kazım Karabekir’’, ATAM, Ankara, 2008, s.46.
[41] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, a.g.e, s.37-51.
[42] Nutuk, a.g.e, s.62-63.
[43] Kılınçkaya, a.g.m. (mtad.humanity.ankara.edu.tr/VIII-1Mart2011.php, Son Erişim Tarihi: 19.05.2014).
[44] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.68-79.
[45] Türeli, a.g.e.,s.31; Nutuk, s.218.
[46] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.140-180.
[47] ‘’Eski Halaskar Zabitan Grubu üyelerinin bazıları ile ordudan atılmış veya emekli olmuş bazı Milli Mücadele karşıtı subayların kurduğu bir cemiyettir.’’
[48] Nutuk, s.203-204.
[49] Nutuk, s.192.
[50] Özalp, a.g.e., s.65-66.
[51] Türeli, a.g.e., s.35.
[52] Özçelik, a.g.e., s.147-148.
[53] Verilerin detayları için Bkz.: Çelik, a.g.e.,, s.148-156.
[54] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.218-219.
[55] Türeli, a.g.e., s.31.
[56] Nutuk, s.269-270.
[57] David Fromkin, ‘’Barışa Son Veren Barış’’,Çev.Mehmet Harmancı, Epsilon Yayınları, İstanbul,s.355.
[58] Nutuk, s.304.
[59] Nutuk, s.343.
[60] Verilerin detayları için Bkz.: Özalp, a.g.e., s.94-117. Ayrıca Bkz.: Ayrıca Bkz.: Uluğ İğdemir, ‘‘Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları (Günlük Anılar)’’, TTK Basımevi, Ankara, 1989.
[61] Nutuk, s.318.
[62] Fromkin, a.g.e., s.356.
[63] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.326-328.
[64] Nutuk, s.333.
[65] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.343-345.
[66] Verilerin detayları için Bkz.:  Özalp, a.g.e., s.127-133.
[67] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.339-341.
[68] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.341-354.
[69] Nutuk, s.345.
[70] Necati Çankaya, ‘’Türk Kurtuluş Savaşı’nda İrticai Olaylar ve İç İsyanlar’’, Töre Yayın Grubu, İstanbul, 2003(2), s.219.
[71] Verilerin detayları için Bkz.: Çelik, a.g.e.,, s.249-286.
[72] Fromkin, a.g.e., s.340.
[73] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.354-374.
[74] Özalp, a.g.e., s.154-155.
[75] Fromkin, a.g.e., s.358.
[76] ‘’Açık adı Georgiy Vasilyeviç Çiçerin’dir. Kurtuluş Savaşı döneminde Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştır.’’
[77] Taşkıran, a.g.e., s.81.
[78] Türeli, a.g.e., s.34.
[79] Çankaya, a.g.e., s. 28.
[80] Nutuk, s.346-347.
[81] Nutuk, s.377-378; Verilerin detayları için ayrıca Bkz. Özalp, a.g.e., s.164-166.
[82] Özalp, a.g.e., s.167.
[83] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.379-383.
[84] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.393-412.
[85] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.413-415.
[86] İbrahim Artuç. ‘’Büyük Dönemeç, Sakarya Meydan Muharebesi’’, Kastaş Yayınları,İstanbul,1995,s. 24.
[87] Verilerin detayları için Bkz.:  İbrahim Ethem Akıncı, ‘’Demirci Akıncıları’’, TTK Basımevi, Ankara, 2009, s.32-38.
[88] Verilerin detayları için Bkz.: Nutuk, s.468-470.
[89] Verilerin detayları için Bkz.: Çankaya, a.g.e, s. 242-256.
Yorum Gönder